Haber
26 Eylül 2016

ABLANIN DERDİ 2!..

 

Soru basit,

Anlaşılır,

Kısa-öz , net,  Türkçe, hem de Atatürk’çe!..

Ve

Lamba gibi hala havada asılı bekliyor cevaplanmayı.

Lagara-lugara yapmanın,

Laf kalabalığı ile gürültüye getirmenin,

Belden aşağı vurmanın,

Özel yaşamı kurcalamanın gereği,

Ve

Siyasal tercihi fiziksel görüntüyle harmanlayıp küfür etmenin anlamı yok ve de olmamalı. (aksi hali, kadın erkek fark etmeksizin kişinin zeka seviyesinin göstergesi olabilir!.. ki öyle..)

Soru şu!..

Ne istedin de vermediler?

Alamadığın, hasretini çektiğin, umduğun, beklediğin, rüyasını görüp olmazsa olmazım dediğin şey nedir?

Eğitimin, bilgin, yeteneğin, görgü-göreneğin,  istediğin- beklediğin yanıp tutuştuğun şeye uygun mudur?

Hepsi bu!..

Dilersen, istersen benim sorumu da fırsat bilerek ve cevaplayarak kendini takipçilerinin dışında olan kesime anlatma imkânını değerlendirir, istemez, dilemezsen muhatap almaz, görmezden gelir, bildiğini okumaya ve vuslatı beklemeye devam edersin…

O kadar!…

Ama yapılan ne?

Elin solculuğu, devrimciliği, rakı masası, doğu Anadolu’ya çıkan tayini (ki o bölüm doğru değil… Güneydoğu Anadolu’ya çıkmıştı tayin.)

Vekillerle duygusal! İlişkiyi, (bu konu önemli!.. Ne türlü duygusallıksa açıklık getirirse sevinirim!)

Uzun saçı-aksakalı, ( yaş elli beş olunca saç kendiliğinden beyazlıyor vallahi… benim özel bir çabam olmadı beyazlığı noktasında saçın sakalın… Ama saçımın uzunluğu şu sıra billahi yalan… kestirdim!.)

Kıt  zekayı karıştırıp durmak!…( Kıt zeka konusu haklı olabilir, hatta haklı!.. ablanın kendi cümlesi ile söyleyecek olursak, herkes merkezi otoritenin hakim olduğu partilerde demokrasi mücadelesi yapacak kadar sivri zekaya sahip olamaz; böyle bir zeka ancak kalıtımsal olabilir ki, var olduğum gen sayesinde  böyle bir şansımın olmadığını biliyorum, Allah için olanı da kıskandığımı açık yüreklilikle itiraf ediyorum, buda benim ayıbım!.. Der ki birde ablam, “benim verdiğim mücadelenin merkezi otoriteden ve liderimizin çizgisinden uzaklığı yoktur!”  demokrasi mücadelesi, otoriteye karşı lidere rağmen üretilen fikirlerle verilir. Aksi halde lidere biat ederek verilen mücadelenin adı asla demokrasi olmaz, olsa olsa yalakalık olur ki, günümüzde çoğu insancık bu noktada bayrak yarışına girdi bile… Yani ablanın işi hiç kolay olmayacak umduğunu beklerken ilerleyen günlerde. Çünkü birbirinden zorlu adaylarla yarışmak zorunda kalacak rüyasını süsleyen beklentisini elde etmek için… benden söylemesi!..)

Yıllarca dost, ahbap, arkadaş gördüğüm ancak siyasal düşüncesine-duruşuna katılmadığım ve saygı gösterdiğim insanlarla tartıştık durduk milliyetçilik kavramını…

Milliyetçiliğin ölçü birimi nedir dedik mesela!..

Askerlik yapmak mı? (bir ay fazla yaptım nöbetçi kolluğumda uyuyan eratın sorumluluğunu aldığım için…21 ay)

Vergi vermek mi? (hayatımda bir kez bile olsa cezasız vergi ödeyemedim emeğimin karşılığını gününde alamadığım için)

Yerli malı kullanmak mı? (gelir düzeyim yabancı malı kullanmama izin vermedi ki!)

Komünistler Moskova’ya derken beni de o sınıfa dahil edenleri Rus kapıları açıldıktan sonra gittikleri Moskova’dan geri getirmek ailelerine ek külfet getirirken, ben Hakkari’ye kadar gitmiş, vatan toprağında ticaret yapmaya, rızkımı çıkarmaya çalışmıştım.

Solculuğun, sosyalistliğin, devrimciliğin bittiği noktasına gelirsek vesselam!..

O kafaya asla,

“Emek sermaye ilişkisi devam ettiği, Dünya denilen yer küre maddi temelli döndüğü sürece, ne sömürü düzeninin sona ereceğini, ne buna karşı çıkan sosyalistlerin tükeneceğini, nede 19 Mayıs 1919 dan sonra bu coğrafyada devrimciliğin sona ereceğini anlatamaz,

Ve

Hırsızlık-yolsuzluk-haksızlık yaptı dedikleri ile aynı siyasal görüşte olmalarını bu kafayla anlayamazsın.”

Fetö konusu önemli…

Yıllarca bize “küfretmeyin çarpılırsınız diyenler en zonturlu küfürü döktürüyor  ellerine geçen her fırsatta ve adına da fetöyle mücadele ediyoruz diyerek. (bu konuyu ayrı bir makalede ele alacağım) Son söz;

Rakı; ya bir bilenle, ya bir dinleyenle, yada bir dostla içilir… Yanlış anlaşılmaya fırsat vermeden ve tamamen art niyetsiz ve teşbihte hata yapmamaya çalışarak söylüyorum;

Gönlüm Hz. Mevlana’nın ki kadar engin, sofram Halil İbrahim sofrası gibi bereketli ve helaldir. Canı isteyen herkes davetlimdir.

Ve soru hala lamba gibi havada asılı, son derece yalın ve ortada duruyor!…

Ne istedin de vermediler?

Vergisi bizden, ortak olmayı arzuladığın şey nedir?

Print Friendly

Bir Yorum Yap


*

Haber
Bu Web Sitesi ÜN Ajans Tarafından Tasarlanmıştır.
Ahmet YEŞİL
(hititsanat@gmail.com)
ABLANIN DERDİ 2!..
26 Eylül 2016, Pazartesi

 

Soru basit,

Anlaşılır,

Kısa-öz , net,  Türkçe, hem de Atatürk’çe!..

Ve

Lamba gibi hala havada asılı bekliyor cevaplanmayı.

Lagara-lugara yapmanın,

Laf kalabalığı ile gürültüye getirmenin,

Belden aşağı vurmanın,

Özel yaşamı kurcalamanın gereği,

Ve

Siyasal tercihi fiziksel görüntüyle harmanlayıp küfür etmenin anlamı yok ve de olmamalı. (aksi hali, kadın erkek fark etmeksizin kişinin zeka seviyesinin göstergesi olabilir!.. ki öyle..)

Soru şu!..

Ne istedin de vermediler?

Alamadığın, hasretini çektiğin, umduğun, beklediğin, rüyasını görüp olmazsa olmazım dediğin şey nedir?

Eğitimin, bilgin, yeteneğin, görgü-göreneğin,  istediğin- beklediğin yanıp tutuştuğun şeye uygun mudur?

Hepsi bu!..

Dilersen, istersen benim sorumu da fırsat bilerek ve cevaplayarak kendini takipçilerinin dışında olan kesime anlatma imkânını değerlendirir, istemez, dilemezsen muhatap almaz, görmezden gelir, bildiğini okumaya ve vuslatı beklemeye devam edersin…

O kadar!…

Ama yapılan ne?

Elin solculuğu, devrimciliği, rakı masası, doğu Anadolu’ya çıkan tayini (ki o bölüm doğru değil… Güneydoğu Anadolu’ya çıkmıştı tayin.)

Vekillerle duygusal! İlişkiyi, (bu konu önemli!.. Ne türlü duygusallıksa açıklık getirirse sevinirim!)

Uzun saçı-aksakalı, ( yaş elli beş olunca saç kendiliğinden beyazlıyor vallahi… benim özel bir çabam olmadı beyazlığı noktasında saçın sakalın… Ama saçımın uzunluğu şu sıra billahi yalan… kestirdim!.)

Kıt  zekayı karıştırıp durmak!…( Kıt zeka konusu haklı olabilir, hatta haklı!.. ablanın kendi cümlesi ile söyleyecek olursak, herkes merkezi otoritenin hakim olduğu partilerde demokrasi mücadelesi yapacak kadar sivri zekaya sahip olamaz; böyle bir zeka ancak kalıtımsal olabilir ki, var olduğum gen sayesinde  böyle bir şansımın olmadığını biliyorum, Allah için olanı da kıskandığımı açık yüreklilikle itiraf ediyorum, buda benim ayıbım!.. Der ki birde ablam, “benim verdiğim mücadelenin merkezi otoriteden ve liderimizin çizgisinden uzaklığı yoktur!”  demokrasi mücadelesi, otoriteye karşı lidere rağmen üretilen fikirlerle verilir. Aksi halde lidere biat ederek verilen mücadelenin adı asla demokrasi olmaz, olsa olsa yalakalık olur ki, günümüzde çoğu insancık bu noktada bayrak yarışına girdi bile… Yani ablanın işi hiç kolay olmayacak umduğunu beklerken ilerleyen günlerde. Çünkü birbirinden zorlu adaylarla yarışmak zorunda kalacak rüyasını süsleyen beklentisini elde etmek için… benden söylemesi!..)

Yıllarca dost, ahbap, arkadaş gördüğüm ancak siyasal düşüncesine-duruşuna katılmadığım ve saygı gösterdiğim insanlarla tartıştık durduk milliyetçilik kavramını…

Milliyetçiliğin ölçü birimi nedir dedik mesela!..

Askerlik yapmak mı? (bir ay fazla yaptım nöbetçi kolluğumda uyuyan eratın sorumluluğunu aldığım için…21 ay)

Vergi vermek mi? (hayatımda bir kez bile olsa cezasız vergi ödeyemedim emeğimin karşılığını gününde alamadığım için)

Yerli malı kullanmak mı? (gelir düzeyim yabancı malı kullanmama izin vermedi ki!)

Komünistler Moskova’ya derken beni de o sınıfa dahil edenleri Rus kapıları açıldıktan sonra gittikleri Moskova’dan geri getirmek ailelerine ek külfet getirirken, ben Hakkari’ye kadar gitmiş, vatan toprağında ticaret yapmaya, rızkımı çıkarmaya çalışmıştım.

Solculuğun, sosyalistliğin, devrimciliğin bittiği noktasına gelirsek vesselam!..

O kafaya asla,

“Emek sermaye ilişkisi devam ettiği, Dünya denilen yer küre maddi temelli döndüğü sürece, ne sömürü düzeninin sona ereceğini, ne buna karşı çıkan sosyalistlerin tükeneceğini, nede 19 Mayıs 1919 dan sonra bu coğrafyada devrimciliğin sona ereceğini anlatamaz,

Ve

Hırsızlık-yolsuzluk-haksızlık yaptı dedikleri ile aynı siyasal görüşte olmalarını bu kafayla anlayamazsın.”

Fetö konusu önemli…

Yıllarca bize “küfretmeyin çarpılırsınız diyenler en zonturlu küfürü döktürüyor  ellerine geçen her fırsatta ve adına da fetöyle mücadele ediyoruz diyerek. (bu konuyu ayrı bir makalede ele alacağım) Son söz;

Rakı; ya bir bilenle, ya bir dinleyenle, yada bir dostla içilir… Yanlış anlaşılmaya fırsat vermeden ve tamamen art niyetsiz ve teşbihte hata yapmamaya çalışarak söylüyorum;

Gönlüm Hz. Mevlana’nın ki kadar engin, sofram Halil İbrahim sofrası gibi bereketli ve helaldir. Canı isteyen herkes davetlimdir.

Ve soru hala lamba gibi havada asılı, son derece yalın ve ortada duruyor!…

Ne istedin de vermediler?

Vergisi bizden, ortak olmayı arzuladığın şey nedir?

Print Friendly
YORUMLAR
Yukarı Çık