Haber
11 Temmuz 2016

GARİP BIRAKTIK NEŞET’İ

Bir Garip’tir Neşet Ertaş.

Boz toprağın has çocuğu.

Anadolu’nun öz evladı.

Ama bir Garip’tir işte Neşet Ertaş.

Üstat Muharrem Ertaş’ın göz bebeği olarak 1938 yılında, Çiçekdağı’n da hayata gözlerini açar Neşet. Daha küçük yaşta Annesi Döne’yi kaybeder. Bu kayıp ilk dönüm noktasıdır hayatının. Annesinin ölümü üzerine üstadı, babası Muharrem Ertaş, alır yükünü yerleşir köyüne.

Daha ilkokula giderken başlar gönül teline, tezenesi ile vurmaya. Babası köylerde düğün çalarken, giyer yöresel kıyafetleri köçeklik yapar. Kültürünün, örfünün son temsilcilerinden olur bizim Neşet.

Büyümeye başladıkça alır sazını, kendi çalmaya başlar. Çiçekdağ, Kaman, Kırşehir derken yolu Kırıkkale’ye düşer. 2 yıl Yaşar Kırıkkale’de. 2 yıl boyunca Yuva’nın, Keskin’in, Balışeyh’in, Oba’nın, Yahşihan’ın düğünlerini şenlendirir.

Sonra ver elini İstanbul…

İşçinin, Ahçının, Sanatçının umudu İstanbul.

Her kızın, her aşığın hayali İstanbul.

“Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” diye gönül sesinden yazdığı ilk Plakını çıkartır, Şen Plakta. Halk çok sever bizim Garibi, hemen basar bağrına. Sonra plaklar bir birini kovalar. 2 yıl durduktan sonra döner boz topraklara, Başkent Ankara’ya.

Bu sefer tezenesini Ankara’da ki gazinolarda vurmaya başlar, gönül sazına. Derken Leyla’yla tanışır. Gazinoda çalıştığı için Babası karşı çıkar Garibe. Uzun yıllarda konuşmazlar. Sonunda evlenmeye karar verir Neşet’le Leyla…

Küsmedim Neşet’im, kahrettim sana

Baban değil miydim sormadın bana

Olan olmuş yavrum ne deyim sana

Aslı bozuk alma dedim evlâdım.

 

Der, Muharrem usta oğluna. Serttir bu sözler Neşet için. Babası ile küsmüştür, Gariptir bizim Neşet. Hayatın her safhasında Garip bırakılmıştır. Gönlünde kopan fırtınalarla söyler bu kez babasına;

 

Ulu arıyorsan analar ulu

Sevmişiz gönülden olmuşuz kulu

Analar insandır biz insanoğlu

Aslı bozuk deme gel şu insana

 

Bozulmuştur araları. Anasını kaybettikten sonra teselli bulduğu babası ile küsmüştür. Öldüğü zaman Derli Boranım dediği,

 

Okula gidemedim bu dert benimdir

Hemi benim derdim hemi babamındır

Hemi babam hemi öğretmenimdir

Yüreği yaralı o Kerem nerde

 

Diyerek saygısını sevgisini gösterdiği Babası ile konuşmadı yıllarca. Gariptir işte bizim Neşet.

 

Sonra uğruna babası ile küstüğü, her türküsünde Leylam dediği, Leyladan boşanır. İki evladının anası, türküleri ile bize sevdirdiği Leylası da yoktur gayri. Leyla’ya da küsmez bizim Garip. “Bilemedim Gadirini, Gıymetini, Hata Benim Günah Benim” der ardından.

 

Alkole verir kendini, sigara mezesi. Dayanamaz vücudu o kadar alkole, felç olur. Elini kullanamaz, saz çalamaz, para kazanamaz. Paradan da gayrı gönlünden geleni vuramaz sazına. Almanya’ya gider tedavi olmaya. Ama gelmez Neşet, uzun bir süre Türkiye’ye. O Almanya’da iken kim bilir kaç kere haber olur “Neşet Öldü” diye. Türküsünü kullananlar, bir gün olsun vefa deyip aramazlar, sormazlar halini hatırını. Hatta türküsünü kullanmak için bile izin istemezler. Garip’tir Neşet ses etmez, hatta keyf olur Türkülerinin kullanılmasına.

 

Yıl 2000 olur. Yıllar önce ne hayaller kurarak geldiği İstanbul’a döner Neşet. Büyük Halk Ozan’ı, Anadolu’nun Tezenesi diye çağrılır kürsüye. Ama Garip’tir bizim Neşet. Salonun tıklım tıklım dolu olduğunu görünce dayanamaz sorar, “Benden başka kim sahne alacak” diye. İnanamaz bu kadar sevildiğine. Herkes Neşet dinler ama Garip’tir bizim Neşet, sahnede “Saygısızlık olarak addetmezseniz Ceketimi çıkartabilir miyim?” diyecek kadar Garip. Devlet Sanatçısı ol dediklerinde Ben Halkın sanatçısıyım diyecek kadar Garip. TBMM tarafından üstün hizmet madalyası alırken, “Kültüre hizmet eden Ecdadı” için alacak kadar Garip.

 

Bir tek Cenazesi Garip kalmadı Neşet’in. Başbakan, Cumhurbaşkanı, Devlet Erkânı, Belediye Başkanları, Milletvekilleri oradaydı, babasının ustasının ayakucuna gömülürken. Ama görse cenazesine gelenleri en çok Halkının orda olduğuna sevinecek kadar Garip’ti Neşet.

 

Hangimizin aşk acısında yok ki Neşet, yada sevincinde. Hangimiz ağlamadık sevgilimizle ayrılınca “Hata Benim Günah Benim Suç Benim” diye. Yada hangimiz düğününde oynamadık Kesik Çayır’a. Hangimiz Terkedilince “Gitme Leylam” Aşık olunca “Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde” tutuklanınca “Mapushanelere Güneş Doğmuyor” Askerde iken “Dinek Dağı Yeni Geldim Gurbetten” kavga edince sevgilimize “Niye Çattın Kaşlarını” demedik?

 

Her anımızda var oldu Neşet. Sözleri ile türküleri ile sazı ile bestesi ile. Ama Garip kaldı Neşet. Bizde Garip bıraktık, anılarında olduğumuz, Belgeselinde var olduğumuz Neşet’i.

 

Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa gibi birçok şehir Neşet Ertaş adına bir şeyler yaparken, yaptıklarına onun adını verirken biz Garip bıraktık Neşet’i. Ne bir Parka verdik adını, ne bir Kültür Merkezine. Sokaklara, Caddelere Neşet’in görmediği iller Neşet Ertaş adını verirken Kırıkkale unuttu Neşet’i.

 

Her halka hitapta;

 

Dinek Dağı Yeni Geldim Gurbetten
Başım Eksik Olmaz Kadadan Dertten
Adama Kemlik Mi Gelir Merdoğlu Mertten
Kötülerin Dalı Gölgesi Olmaz Olmaz

 

Deyip, Babasının bestesi ile söze başladık ama Garip bıraktık Neşet’i. Heykelini yapıp Cumhuriyet Meydanına diksek yadırganmazken Neşet’in. Güzel Sanatlar Lisesine adını versek çok mu masraflı olur? O çok değer verdiği Sanat’a hayatını verecek olan çocuklarımız Neşet Ertaş’ı tanıyarak başlasa çok mu şey veririz Neşet’e.

 

Gariplik onun yaşam tarzıydı, hayatıydı ama biz de biraz Garip bıraktık Neşet’i.

Print Friendly

Bir Yorum Yap


*

Haber
Bu Web Sitesi ÜN Ajans Tarafından Tasarlanmıştır.
Çağlar Atmaca
(caglar.atmaca@hotmail.com)
GARİP BIRAKTIK NEŞET’İ
11 Temmuz 2016, Pazartesi

Bir Garip’tir Neşet Ertaş.

Boz toprağın has çocuğu.

Anadolu’nun öz evladı.

Ama bir Garip’tir işte Neşet Ertaş.

Üstat Muharrem Ertaş’ın göz bebeği olarak 1938 yılında, Çiçekdağı’n da hayata gözlerini açar Neşet. Daha küçük yaşta Annesi Döne’yi kaybeder. Bu kayıp ilk dönüm noktasıdır hayatının. Annesinin ölümü üzerine üstadı, babası Muharrem Ertaş, alır yükünü yerleşir köyüne.

Daha ilkokula giderken başlar gönül teline, tezenesi ile vurmaya. Babası köylerde düğün çalarken, giyer yöresel kıyafetleri köçeklik yapar. Kültürünün, örfünün son temsilcilerinden olur bizim Neşet.

Büyümeye başladıkça alır sazını, kendi çalmaya başlar. Çiçekdağ, Kaman, Kırşehir derken yolu Kırıkkale’ye düşer. 2 yıl Yaşar Kırıkkale’de. 2 yıl boyunca Yuva’nın, Keskin’in, Balışeyh’in, Oba’nın, Yahşihan’ın düğünlerini şenlendirir.

Sonra ver elini İstanbul…

İşçinin, Ahçının, Sanatçının umudu İstanbul.

Her kızın, her aşığın hayali İstanbul.

“Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” diye gönül sesinden yazdığı ilk Plakını çıkartır, Şen Plakta. Halk çok sever bizim Garibi, hemen basar bağrına. Sonra plaklar bir birini kovalar. 2 yıl durduktan sonra döner boz topraklara, Başkent Ankara’ya.

Bu sefer tezenesini Ankara’da ki gazinolarda vurmaya başlar, gönül sazına. Derken Leyla’yla tanışır. Gazinoda çalıştığı için Babası karşı çıkar Garibe. Uzun yıllarda konuşmazlar. Sonunda evlenmeye karar verir Neşet’le Leyla…

Küsmedim Neşet’im, kahrettim sana

Baban değil miydim sormadın bana

Olan olmuş yavrum ne deyim sana

Aslı bozuk alma dedim evlâdım.

 

Der, Muharrem usta oğluna. Serttir bu sözler Neşet için. Babası ile küsmüştür, Gariptir bizim Neşet. Hayatın her safhasında Garip bırakılmıştır. Gönlünde kopan fırtınalarla söyler bu kez babasına;

 

Ulu arıyorsan analar ulu

Sevmişiz gönülden olmuşuz kulu

Analar insandır biz insanoğlu

Aslı bozuk deme gel şu insana

 

Bozulmuştur araları. Anasını kaybettikten sonra teselli bulduğu babası ile küsmüştür. Öldüğü zaman Derli Boranım dediği,

 

Okula gidemedim bu dert benimdir

Hemi benim derdim hemi babamındır

Hemi babam hemi öğretmenimdir

Yüreği yaralı o Kerem nerde

 

Diyerek saygısını sevgisini gösterdiği Babası ile konuşmadı yıllarca. Gariptir işte bizim Neşet.

 

Sonra uğruna babası ile küstüğü, her türküsünde Leylam dediği, Leyladan boşanır. İki evladının anası, türküleri ile bize sevdirdiği Leylası da yoktur gayri. Leyla’ya da küsmez bizim Garip. “Bilemedim Gadirini, Gıymetini, Hata Benim Günah Benim” der ardından.

 

Alkole verir kendini, sigara mezesi. Dayanamaz vücudu o kadar alkole, felç olur. Elini kullanamaz, saz çalamaz, para kazanamaz. Paradan da gayrı gönlünden geleni vuramaz sazına. Almanya’ya gider tedavi olmaya. Ama gelmez Neşet, uzun bir süre Türkiye’ye. O Almanya’da iken kim bilir kaç kere haber olur “Neşet Öldü” diye. Türküsünü kullananlar, bir gün olsun vefa deyip aramazlar, sormazlar halini hatırını. Hatta türküsünü kullanmak için bile izin istemezler. Garip’tir Neşet ses etmez, hatta keyf olur Türkülerinin kullanılmasına.

 

Yıl 2000 olur. Yıllar önce ne hayaller kurarak geldiği İstanbul’a döner Neşet. Büyük Halk Ozan’ı, Anadolu’nun Tezenesi diye çağrılır kürsüye. Ama Garip’tir bizim Neşet. Salonun tıklım tıklım dolu olduğunu görünce dayanamaz sorar, “Benden başka kim sahne alacak” diye. İnanamaz bu kadar sevildiğine. Herkes Neşet dinler ama Garip’tir bizim Neşet, sahnede “Saygısızlık olarak addetmezseniz Ceketimi çıkartabilir miyim?” diyecek kadar Garip. Devlet Sanatçısı ol dediklerinde Ben Halkın sanatçısıyım diyecek kadar Garip. TBMM tarafından üstün hizmet madalyası alırken, “Kültüre hizmet eden Ecdadı” için alacak kadar Garip.

 

Bir tek Cenazesi Garip kalmadı Neşet’in. Başbakan, Cumhurbaşkanı, Devlet Erkânı, Belediye Başkanları, Milletvekilleri oradaydı, babasının ustasının ayakucuna gömülürken. Ama görse cenazesine gelenleri en çok Halkının orda olduğuna sevinecek kadar Garip’ti Neşet.

 

Hangimizin aşk acısında yok ki Neşet, yada sevincinde. Hangimiz ağlamadık sevgilimizle ayrılınca “Hata Benim Günah Benim Suç Benim” diye. Yada hangimiz düğününde oynamadık Kesik Çayır’a. Hangimiz Terkedilince “Gitme Leylam” Aşık olunca “Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde” tutuklanınca “Mapushanelere Güneş Doğmuyor” Askerde iken “Dinek Dağı Yeni Geldim Gurbetten” kavga edince sevgilimize “Niye Çattın Kaşlarını” demedik?

 

Her anımızda var oldu Neşet. Sözleri ile türküleri ile sazı ile bestesi ile. Ama Garip kaldı Neşet. Bizde Garip bıraktık, anılarında olduğumuz, Belgeselinde var olduğumuz Neşet’i.

 

Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa gibi birçok şehir Neşet Ertaş adına bir şeyler yaparken, yaptıklarına onun adını verirken biz Garip bıraktık Neşet’i. Ne bir Parka verdik adını, ne bir Kültür Merkezine. Sokaklara, Caddelere Neşet’in görmediği iller Neşet Ertaş adını verirken Kırıkkale unuttu Neşet’i.

 

Her halka hitapta;

 

Dinek Dağı Yeni Geldim Gurbetten
Başım Eksik Olmaz Kadadan Dertten
Adama Kemlik Mi Gelir Merdoğlu Mertten
Kötülerin Dalı Gölgesi Olmaz Olmaz

 

Deyip, Babasının bestesi ile söze başladık ama Garip bıraktık Neşet’i. Heykelini yapıp Cumhuriyet Meydanına diksek yadırganmazken Neşet’in. Güzel Sanatlar Lisesine adını versek çok mu masraflı olur? O çok değer verdiği Sanat’a hayatını verecek olan çocuklarımız Neşet Ertaş’ı tanıyarak başlasa çok mu şey veririz Neşet’e.

 

Gariplik onun yaşam tarzıydı, hayatıydı ama biz de biraz Garip bıraktık Neşet’i.

Print Friendly
YORUMLAR



    Yukarı Çık