Haber
7 Eylül 2016

İÇ SAVAŞ DENEMELERİ VE YAKLAŞAN ÜNİVERSİTE TEHLİKESİ

15 Temmuz Darbe girişiminin ardından, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın isteği ile vatandaşlar günlerce Meydanlarda nöbet tutmuştu. Yapılan tüm açıklamalarda tehlikenin geçmediği ifade edilmiş ve teyakkuzda olunması istenilmişti. Vatandaşlar ise ikinci bir darbe teşebbüsü olabileceği ihtimali ile nöbetlere katılmış ve askeri hareketlilik olacak mı haberlerine kilitlenmişti.

Örgüt cephesi ise sosyal medya üzerinden 14 Ağustos tarihini ortaya atmış algı oluşturulmuştu. Bu algının tek sebebi 14 Ağustos’ta herhangi bir şey olmaması ve vatandaşların tehlike geçti algılarına kapılmasıydı.

Ohal, açığa almalar, FETÖcülerin tutuklanması olayları ve darbecilerin her gün ortaya çıkan haberleri gündemi süslemesi dış güçleri rahatsız etmeye devam ediyor. Bir önce ki yazımda belirttiğim üzere Türklerin tek yumruk olması ve gündemi bu kadar yakından takip etmesi dış güçleri endişelendiriyor. Gündemin dağılması ve farklı konuların ortaya çıkması için terör olaylarının olabileceğini önce ki yazımda bahsetmiştim.

Ben demiştim demeyi sevmiyorum ancak maalesef öyle oldu. Özellikle Milliyetçilerle, Muhafazakârların bu denli bir araya gelmeleri ve birlik olmaları dış güçleri korkutmaya yetti. Bu birliği ve beraberliği bozmak için hemen plan devreye sokuldu.

Doğu illerinde bir biri ardına patlayan bombalarla hedeflenen, öncelikle vatandaşların darbeyi unutmasıdır elbette. Gündemi fetöden uzaklaştırıp, vatandaşların terör olaylarını takip etmesi en başta istenendir. Çünkü bu sayede milletin dikkati teröre odaklanacak ve devletin dikkati terör örgütlerine dönecekti. Bu boşlukta fetöcülere karşı yapılan hamleler ya duracak yada en azından yavaşlayacaktı.

İkincisi ise milliyetçilerle, muhafazakârların birlikteliğini bozmaktır. Patlayan bombalarla her gün Şehit vermemiz ve verilen Şehitlere Milliyetçilerin yeniden tepki göstererek iktidarla arasını bozup Türkiye’de kutuplaşmaya yeniden zemin hazırlanmak isteniliyor. Milliyetçilerin sert bir biçimde iktidarı eleştirmesi ve teröre karşı eylem yapılmadığından şikayet etmesi ve ortamın yeniden gerilmesi hedefleniyor. Bu tuzağa düşmemeliyiz.

Terör olaylarının başlayacağı gün gibi ortadaydı. 16 Ağustos 2016’da, “14 Ağustos Geçti, Tehlike Geçti mi?” başlığı ile bir yazı kaleme almış ve “Bir diğer tehlike de büyük çaplı terör olaylarıdır. Türkiye’nin tüm organları ile fetöye kilitlenmiş olması ve tüm organları ile fetö operasyonları yapması dış güçleri rahatsız ediyor. Bu rahatsızlıklarını engellemek adına ülkede gündemi değiştirmek ve yapay gündem oluşturmak için çalışma yapabilirler. Dış güçlerin en büyük kozu ise terör örgütü pkk ve ışid aracılığı ile büyük çaplı terör olaylarıdır. Büyükşehirlerde yapılacak olan olası bir saldırı ile ülke gündemi değiştirilmek istenebilir” ifadeleri ile sizlerin dikkatini çekmeye çalışmıştım. Şimdi bombalar doğu illerinde patlıyor. Bu patlamalarla amaçlanan, kontrolün en az sağlanabildiği doğu illerinde ardı ardına saldırılar yaparak dikkati çekmektir. Asıl hedeflenen büyükşehirlerde, çok daha büyük terör olaylarıdır. Güvenliğin en üst seviyeye çekilmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Fetöden halen açığa alınmayan örgüt üyesi var ise bunların bir an önce tespit edilerek açığa alınması da önemli etkenlerdendir. Çünkü emniyet, askeriye ve istihbarat gibi stratejik kurumlar da fetö varlığı demek, istihbarat zafiyeti demek. Bu kurumlar da terörist olması demek, sonuçsuz mücadele demek. Etkisiz olan hiçbir mücadele, mücadele değildir.

Dönelim asıl konumuza. Tehlike çanları çalmaya devam ediyor. Bırakın darbeyi! Darbe tehlikesi kalmadı denilecek kadar az. Şuan en son uygulayacakları plan darbedir. Peki, Asıl amaç ne? Bence darbenin bile arkasında iktidarı devirip yerine kendilerinden olan kişileri geçirmek değildi. Darbe tutsa dahi hesaplanan ülkede iç savaş çıkartıp, bölünmesini sağlamak idi. Yani denenen darbe değil, iç savaş çıkartmaktı. Bu darbeden çok daha tehlikeli bir durumdur. Ayrıca amaçlarından uzaklaştıklarını da düşünmüyorum. Doğuda bombalar patlıyor. Pkk etkili bir şekilde saldırılarına devam ediyor. Şundan eminim, pkk sözcüsü siyasi parti ve yandaşları çok yakında bombaları devletin patlattığını iddia edecekler. Yok OHAL vardı, yok kaos vardı deyip arkasına da Kürtleri yok etmek için bombalar patlattılar diyecekler. Hatta pkk yapmış olsa Gaziantep’te neden yapsın, HDP ağırlıklı olduğu bilinen falanca mahallede neden patlatsın? Diyecekler. Dokunulmazlıklar kaldırıldı. Ancak hiçbir HDP vekilinin tutuklanmaması ayrı bir konu. Biran önce tüm HDP vekilleri cezaevine tıkılmalıdır.

Libya’da, Mısır’da, Suriye’de askeri darbe girişimleri sonuçsuz kaldı. Türkiye gibi! Ancak 3 ülkede de iç savaş çıkartıldı. Devletle, millet çatıştırıldı. Düşünebiliyor musunuz? Bir ülke de iç savaş çıkıyor ve çok kısa sürede herkeste makineli silah oluyor. Bunun kendi kendine geliştiğini kimse iddia edemez. Darbe o ülkelerde de tutmamıştı, özellikle Suriye’de halen Esed rejimi yıkılmadı. Ancak ülkenin ciddi bir bölümünün kontrol ve hâkimiyetini kaybetti. Bu doğrultuda baktığımız zaman doğu tehlike de demektir. Bakınsanıza yenişafak gazetesinin ve tv netin asparagas haberine. Hakkari’de işgal girişimi! Bu imamın fikridir. Ülke de kaos oluşturup bir Kürt ayaklanması ile doğu illerinde ki hakimiyetin kaybedilmesi düşünülüyor. Büyük şehirler de küçük çaplı çatışmalar yapılarak dikkati oralara çekip doğu illerinde yani karşı gücün ortaya çıkmayacağı illerde işgal denemeleri ve isyan girişimleri olacağı kesindir.

Meclis kapandı ancak olağanüstü toplanmaya her an hazır olmalıdır. Hatta bu tür girişimlere karşı alınabilecek önlemler hazır tutulmalı ve olası girişimlerde olağanüstü toplanıp bu önlemleri hayata geçirmelidir.

Üniversiteler açılmak üzere. Bana kalsa bu sene üniversiteler tatil edilmelidir. Yada mağduriyet olmaması için internet üzerinden uzaktan eğitim verilmeli. Hiç olmazsa İstanbul ve Ankara’da ki Üniversiteler eğitime ara vermeli ve bu üniversitelerde okuyan öğrenciler ikamet ettikleri şehirlerde ki üniversitelerde eğitimlerine bir yıl devam etmelidir. Çok ciddi bir konu bu hafife almayın. Açın tarihi bakın, ülkede ne zaman kaos olsa bu kaoslar büyükşehirlerde olan üniversitelerde başlayıp tüm yurda dağılmıştır.

Darbenin 3 ayağı vardır. Birincisi sokak olayları, ikincisi terör olayları ve üçüncüsü de Üniversitelerde terör olaylarıdır. Kendi Sosyal Medya hesabımda Mart ayında, Ankara’da ki hain terör saldırısından sonra bir yazı yazmışım. Yazıda “Tarih tekerrür mü ediyor? Önce İstanbul’da mahalle ve kahve baskınları, sonra Ankara’da patlayan bombalar. Şimdi sıra Üniversitelerde mi?” ifadelerini kullanmışım. Evet, bunların hepsini yaşadık. Sacın 3. Ayağı da yaşanacaktı. Ancak Üniversitelerin yaz tatiline girmesi bu olayların önüne geçti. Hatta okullar kapanmadan önce birkaç küçük denemeleri de yaşandı. Şimdi Üniversitelerin karıştırılmayacağını kim iddia edebilir?

Darbe girişimi gecesi en büyük şansımızın Üniversitelerin kapalı olması olduğunu söylesem abartmış olmam. Çünkü herkesin bildiği bazı Üniversiteler de aşırı uç siyasi fikirleri olan gençler okumakta. DHKP-C, TİKKO, PKK, FETÖ gibi terör unsurlarının elemanları bu üniversitelerde yapılanmakta ve teşkilatlanmakta. Düşünebiliyor musunuz? Darbe gecesi o üniversitelerden 1.000, 2.000 kişinin çıkıp darbecilerle hareket ettiklerini. Darbecileri kaçarken üniversiteye alıp, üniversitelerde işgal girişimi yaptıklarını! Yav ne olacak kardeşim onları da döverdik demeyin. Döverdik, darbe girişimi yine başarısız olurdu hem fikiriz. Ancak bu sefer darbeci asker ve sivil vatandaşlar çatışmış olmazdı. Bu sefer Darbeci askerler ile destekçisi olan sivil öğrenciler, sivil vatandaşlarla çatışmış olurdu. Yani iktidarı devirmek isteyen sivil güçler de ortaya çıkardı. Bunun adı da darbe girişimi değil kendi yandaş medyalarında devrim girişimi olurdu.  Hatta böyle bir ufak destek söz konusu olsa evlerinde oturan ve sabaha kadar darbenin gerçekleşmesini bekleyen on binlerde FETÖ teröristi sokağa çıkardı. Doğu ve Güneydoğuda PKK sempatizanları ve HDP destekçileri sokaklara iner, iktidar yanlısı ve darbe karşıtlarının karşısına çıkar çatışmalar yaşanırdı. İşte o zaman hedeflenen olurdu. Tek hesap edemedikleri darbeye karşı vatandaşın sokağa ineceği idi. Hesap etselerdi karşısına çıkacak güçleri de harekete geçirirlerdi. Kimse inemezdi demeyin, 15 Temmuz gecesi Tiyatro, 16 Temmuz Sabahı askerleri niye dövüyorsunuz diye paylaşım yapanlar. Bu paylaşımlarını 18 Temmuza kadar temizleyenler bu darbenin tutmasını isteyenlerdir. Ve karşı hareket olsa sokağa çıkacak kişilerdir. Sadece bir patlama beklediler ama olmadı… İyi ki de olmadı!

Hatırlayın gece boyunca vatandaşlara kurşun sıkılan ve kırkın üzerinde Şehit verdiğimiz boğaz köprüsünde birkaç ere vatandaşların sert müdahalesine yapılan yorumları. Sabaha kadar yurdun birçok yerinde insanlarımızın katledilmesini görmezden gelen ve darbeyi küçücük kınayan zihniyet sabaha kadar kurşun sıkan askere birkaç kemer vurulmasına nasıl sert tepki gösteriyordu? Ya darbecilerin yanında öğrenciler ve halk olsaydı ve çatışmalarda birkaç öğrenci veya düz vatandaş ölseydi? O küçücük kınayan kişinin tepkisini hayal edebiliyor musunuz?

Başka cepheden bakalım. Asker darbe girişimi yaparken öğrenciler üniversitelerde işgal girişimi başlatsaydılar. Bunu duyan vatandaşlar üniversitelere gidip çatışmaya girseydiler. Felaket tellalı gibi adamsın kardeşim demeyin. Olmadı işte diye de kızmayın. Olmayacağının garantisini veremezsiniz! Okullar açılıyor, dış güçler terör örgütleri aracılığı ile ülkede bombalar patlatıyor. Üniversitelerde komplo girişimleri muhakkak olacaktır. Üniversitelere sızmış ajanlar ortamı germek için, kaos oluşturmak için ve çatışmaları tetiklemek için girişimlerde muhakkak bulunacaklardır. Başörtülü bir kıza fetöcü diye saldırılar olacaktır. Bu Ak Partili diye saldırılar hatta suikastlar yapılıp, çatışma ortamı hazırlanacaktır. Bize düşen hazır olmaktır. Savaşmak için değil, savaşa engel olmak için! Elbette savaş çıkarsa cephemiz belli ve nettir. Al Yıldızlı Bayrağı, Cumhurbaşkanını, Hükümeti korumak adına her şeyi yapmaya her zaman hazırız. Ancak işlerin kontrolden çıkmasına engel olabilecek güce de sahip değiliz.

Şimdi hedeflenen çok net! Doğuda pkk sempatizanlarını ayaklandırmak. Bunun karşısına bir sivil güç çıkmayacak. Bu ayaklanmanın karşısında büyükşehirlerde bombalar patlatarak, hem birliğin bozulması hem de ortamın gerilmesi, hatta hükümet yanlılarının sokaklardan korkarak çekilmesi sağlanacak. Oluşacak boşlukta üniversiteler de ortam gerilecek ve siyasi zeminli çatışmalar çıkartılacak. Bu hedeflenenlerin karşısında meclisin kapanmasını istemiyorum. Üniversitelerin özellikle büyükşehirler de açılmasını istemiyorum. Görünen köy kılavuz istemez. Önümüzde Suriye, Libya ve Mısır örneği var! Bu örnekleri görmezden gelmek bu vatana, bu bayrağa, bu Cumhurbaşkanına ihanettir.

Evet, zafer sözcüklerini başkalarını kullansın. Her şey bitti, normale döndük rahatlatmalarını devlet organları yapsın. Ancak ben genç bir vatandaşım. Siyasetle ilgileniyorum, tarih okuyorum, vatanımı, milletimi, bayrağımı seviyorum. İdealistim, Ülkülerim var. Yakın siyasi tarihe ilgiliyim, yaşanan kaosların ülkeye ne kadar zarar verdiğinin farkındayım. Doğmamış çocuklarımın daha da gelişmiş bir ülkede yaşaması için mücadele etmeliyim. Tehlike olabilecek durumları önceden görmek ve engel olmak, tarihin bana verdiği bir görevdir. Görevim gereği şuan fikirlerimi söylerim, kimse kulak asmaz da gün gelir dediklerim çıkarsa silah bulur, memleketimi, hükümetimi, bayrağımı korumak ve savunmak için kendimi ortaya atarım. Gündemi takip etmeyi bırakmayın, sağ kalın…

 

 

Print Friendly

Bir Yorum Yap


*

Haber
Bu Web Sitesi ÜN Ajans Tarafından Tasarlanmıştır.
Çağlar Atmaca
(caglar.atmaca@hotmail.com)
İÇ SAVAŞ DENEMELERİ VE YAKLAŞAN ÜNİVERSİTE TEHLİKESİ
7 Eylül 2016, Çarşamba

15 Temmuz Darbe girişiminin ardından, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın isteği ile vatandaşlar günlerce Meydanlarda nöbet tutmuştu. Yapılan tüm açıklamalarda tehlikenin geçmediği ifade edilmiş ve teyakkuzda olunması istenilmişti. Vatandaşlar ise ikinci bir darbe teşebbüsü olabileceği ihtimali ile nöbetlere katılmış ve askeri hareketlilik olacak mı haberlerine kilitlenmişti.

Örgüt cephesi ise sosyal medya üzerinden 14 Ağustos tarihini ortaya atmış algı oluşturulmuştu. Bu algının tek sebebi 14 Ağustos’ta herhangi bir şey olmaması ve vatandaşların tehlike geçti algılarına kapılmasıydı.

Ohal, açığa almalar, FETÖcülerin tutuklanması olayları ve darbecilerin her gün ortaya çıkan haberleri gündemi süslemesi dış güçleri rahatsız etmeye devam ediyor. Bir önce ki yazımda belirttiğim üzere Türklerin tek yumruk olması ve gündemi bu kadar yakından takip etmesi dış güçleri endişelendiriyor. Gündemin dağılması ve farklı konuların ortaya çıkması için terör olaylarının olabileceğini önce ki yazımda bahsetmiştim.

Ben demiştim demeyi sevmiyorum ancak maalesef öyle oldu. Özellikle Milliyetçilerle, Muhafazakârların bu denli bir araya gelmeleri ve birlik olmaları dış güçleri korkutmaya yetti. Bu birliği ve beraberliği bozmak için hemen plan devreye sokuldu.

Doğu illerinde bir biri ardına patlayan bombalarla hedeflenen, öncelikle vatandaşların darbeyi unutmasıdır elbette. Gündemi fetöden uzaklaştırıp, vatandaşların terör olaylarını takip etmesi en başta istenendir. Çünkü bu sayede milletin dikkati teröre odaklanacak ve devletin dikkati terör örgütlerine dönecekti. Bu boşlukta fetöcülere karşı yapılan hamleler ya duracak yada en azından yavaşlayacaktı.

İkincisi ise milliyetçilerle, muhafazakârların birlikteliğini bozmaktır. Patlayan bombalarla her gün Şehit vermemiz ve verilen Şehitlere Milliyetçilerin yeniden tepki göstererek iktidarla arasını bozup Türkiye’de kutuplaşmaya yeniden zemin hazırlanmak isteniliyor. Milliyetçilerin sert bir biçimde iktidarı eleştirmesi ve teröre karşı eylem yapılmadığından şikayet etmesi ve ortamın yeniden gerilmesi hedefleniyor. Bu tuzağa düşmemeliyiz.

Terör olaylarının başlayacağı gün gibi ortadaydı. 16 Ağustos 2016’da, “14 Ağustos Geçti, Tehlike Geçti mi?” başlığı ile bir yazı kaleme almış ve “Bir diğer tehlike de büyük çaplı terör olaylarıdır. Türkiye’nin tüm organları ile fetöye kilitlenmiş olması ve tüm organları ile fetö operasyonları yapması dış güçleri rahatsız ediyor. Bu rahatsızlıklarını engellemek adına ülkede gündemi değiştirmek ve yapay gündem oluşturmak için çalışma yapabilirler. Dış güçlerin en büyük kozu ise terör örgütü pkk ve ışid aracılığı ile büyük çaplı terör olaylarıdır. Büyükşehirlerde yapılacak olan olası bir saldırı ile ülke gündemi değiştirilmek istenebilir” ifadeleri ile sizlerin dikkatini çekmeye çalışmıştım. Şimdi bombalar doğu illerinde patlıyor. Bu patlamalarla amaçlanan, kontrolün en az sağlanabildiği doğu illerinde ardı ardına saldırılar yaparak dikkati çekmektir. Asıl hedeflenen büyükşehirlerde, çok daha büyük terör olaylarıdır. Güvenliğin en üst seviyeye çekilmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Fetöden halen açığa alınmayan örgüt üyesi var ise bunların bir an önce tespit edilerek açığa alınması da önemli etkenlerdendir. Çünkü emniyet, askeriye ve istihbarat gibi stratejik kurumlar da fetö varlığı demek, istihbarat zafiyeti demek. Bu kurumlar da terörist olması demek, sonuçsuz mücadele demek. Etkisiz olan hiçbir mücadele, mücadele değildir.

Dönelim asıl konumuza. Tehlike çanları çalmaya devam ediyor. Bırakın darbeyi! Darbe tehlikesi kalmadı denilecek kadar az. Şuan en son uygulayacakları plan darbedir. Peki, Asıl amaç ne? Bence darbenin bile arkasında iktidarı devirip yerine kendilerinden olan kişileri geçirmek değildi. Darbe tutsa dahi hesaplanan ülkede iç savaş çıkartıp, bölünmesini sağlamak idi. Yani denenen darbe değil, iç savaş çıkartmaktı. Bu darbeden çok daha tehlikeli bir durumdur. Ayrıca amaçlarından uzaklaştıklarını da düşünmüyorum. Doğuda bombalar patlıyor. Pkk etkili bir şekilde saldırılarına devam ediyor. Şundan eminim, pkk sözcüsü siyasi parti ve yandaşları çok yakında bombaları devletin patlattığını iddia edecekler. Yok OHAL vardı, yok kaos vardı deyip arkasına da Kürtleri yok etmek için bombalar patlattılar diyecekler. Hatta pkk yapmış olsa Gaziantep’te neden yapsın, HDP ağırlıklı olduğu bilinen falanca mahallede neden patlatsın? Diyecekler. Dokunulmazlıklar kaldırıldı. Ancak hiçbir HDP vekilinin tutuklanmaması ayrı bir konu. Biran önce tüm HDP vekilleri cezaevine tıkılmalıdır.

Libya’da, Mısır’da, Suriye’de askeri darbe girişimleri sonuçsuz kaldı. Türkiye gibi! Ancak 3 ülkede de iç savaş çıkartıldı. Devletle, millet çatıştırıldı. Düşünebiliyor musunuz? Bir ülke de iç savaş çıkıyor ve çok kısa sürede herkeste makineli silah oluyor. Bunun kendi kendine geliştiğini kimse iddia edemez. Darbe o ülkelerde de tutmamıştı, özellikle Suriye’de halen Esed rejimi yıkılmadı. Ancak ülkenin ciddi bir bölümünün kontrol ve hâkimiyetini kaybetti. Bu doğrultuda baktığımız zaman doğu tehlike de demektir. Bakınsanıza yenişafak gazetesinin ve tv netin asparagas haberine. Hakkari’de işgal girişimi! Bu imamın fikridir. Ülke de kaos oluşturup bir Kürt ayaklanması ile doğu illerinde ki hakimiyetin kaybedilmesi düşünülüyor. Büyük şehirler de küçük çaplı çatışmalar yapılarak dikkati oralara çekip doğu illerinde yani karşı gücün ortaya çıkmayacağı illerde işgal denemeleri ve isyan girişimleri olacağı kesindir.

Meclis kapandı ancak olağanüstü toplanmaya her an hazır olmalıdır. Hatta bu tür girişimlere karşı alınabilecek önlemler hazır tutulmalı ve olası girişimlerde olağanüstü toplanıp bu önlemleri hayata geçirmelidir.

Üniversiteler açılmak üzere. Bana kalsa bu sene üniversiteler tatil edilmelidir. Yada mağduriyet olmaması için internet üzerinden uzaktan eğitim verilmeli. Hiç olmazsa İstanbul ve Ankara’da ki Üniversiteler eğitime ara vermeli ve bu üniversitelerde okuyan öğrenciler ikamet ettikleri şehirlerde ki üniversitelerde eğitimlerine bir yıl devam etmelidir. Çok ciddi bir konu bu hafife almayın. Açın tarihi bakın, ülkede ne zaman kaos olsa bu kaoslar büyükşehirlerde olan üniversitelerde başlayıp tüm yurda dağılmıştır.

Darbenin 3 ayağı vardır. Birincisi sokak olayları, ikincisi terör olayları ve üçüncüsü de Üniversitelerde terör olaylarıdır. Kendi Sosyal Medya hesabımda Mart ayında, Ankara’da ki hain terör saldırısından sonra bir yazı yazmışım. Yazıda “Tarih tekerrür mü ediyor? Önce İstanbul’da mahalle ve kahve baskınları, sonra Ankara’da patlayan bombalar. Şimdi sıra Üniversitelerde mi?” ifadelerini kullanmışım. Evet, bunların hepsini yaşadık. Sacın 3. Ayağı da yaşanacaktı. Ancak Üniversitelerin yaz tatiline girmesi bu olayların önüne geçti. Hatta okullar kapanmadan önce birkaç küçük denemeleri de yaşandı. Şimdi Üniversitelerin karıştırılmayacağını kim iddia edebilir?

Darbe girişimi gecesi en büyük şansımızın Üniversitelerin kapalı olması olduğunu söylesem abartmış olmam. Çünkü herkesin bildiği bazı Üniversiteler de aşırı uç siyasi fikirleri olan gençler okumakta. DHKP-C, TİKKO, PKK, FETÖ gibi terör unsurlarının elemanları bu üniversitelerde yapılanmakta ve teşkilatlanmakta. Düşünebiliyor musunuz? Darbe gecesi o üniversitelerden 1.000, 2.000 kişinin çıkıp darbecilerle hareket ettiklerini. Darbecileri kaçarken üniversiteye alıp, üniversitelerde işgal girişimi yaptıklarını! Yav ne olacak kardeşim onları da döverdik demeyin. Döverdik, darbe girişimi yine başarısız olurdu hem fikiriz. Ancak bu sefer darbeci asker ve sivil vatandaşlar çatışmış olmazdı. Bu sefer Darbeci askerler ile destekçisi olan sivil öğrenciler, sivil vatandaşlarla çatışmış olurdu. Yani iktidarı devirmek isteyen sivil güçler de ortaya çıkardı. Bunun adı da darbe girişimi değil kendi yandaş medyalarında devrim girişimi olurdu.  Hatta böyle bir ufak destek söz konusu olsa evlerinde oturan ve sabaha kadar darbenin gerçekleşmesini bekleyen on binlerde FETÖ teröristi sokağa çıkardı. Doğu ve Güneydoğuda PKK sempatizanları ve HDP destekçileri sokaklara iner, iktidar yanlısı ve darbe karşıtlarının karşısına çıkar çatışmalar yaşanırdı. İşte o zaman hedeflenen olurdu. Tek hesap edemedikleri darbeye karşı vatandaşın sokağa ineceği idi. Hesap etselerdi karşısına çıkacak güçleri de harekete geçirirlerdi. Kimse inemezdi demeyin, 15 Temmuz gecesi Tiyatro, 16 Temmuz Sabahı askerleri niye dövüyorsunuz diye paylaşım yapanlar. Bu paylaşımlarını 18 Temmuza kadar temizleyenler bu darbenin tutmasını isteyenlerdir. Ve karşı hareket olsa sokağa çıkacak kişilerdir. Sadece bir patlama beklediler ama olmadı… İyi ki de olmadı!

Hatırlayın gece boyunca vatandaşlara kurşun sıkılan ve kırkın üzerinde Şehit verdiğimiz boğaz köprüsünde birkaç ere vatandaşların sert müdahalesine yapılan yorumları. Sabaha kadar yurdun birçok yerinde insanlarımızın katledilmesini görmezden gelen ve darbeyi küçücük kınayan zihniyet sabaha kadar kurşun sıkan askere birkaç kemer vurulmasına nasıl sert tepki gösteriyordu? Ya darbecilerin yanında öğrenciler ve halk olsaydı ve çatışmalarda birkaç öğrenci veya düz vatandaş ölseydi? O küçücük kınayan kişinin tepkisini hayal edebiliyor musunuz?

Başka cepheden bakalım. Asker darbe girişimi yaparken öğrenciler üniversitelerde işgal girişimi başlatsaydılar. Bunu duyan vatandaşlar üniversitelere gidip çatışmaya girseydiler. Felaket tellalı gibi adamsın kardeşim demeyin. Olmadı işte diye de kızmayın. Olmayacağının garantisini veremezsiniz! Okullar açılıyor, dış güçler terör örgütleri aracılığı ile ülkede bombalar patlatıyor. Üniversitelerde komplo girişimleri muhakkak olacaktır. Üniversitelere sızmış ajanlar ortamı germek için, kaos oluşturmak için ve çatışmaları tetiklemek için girişimlerde muhakkak bulunacaklardır. Başörtülü bir kıza fetöcü diye saldırılar olacaktır. Bu Ak Partili diye saldırılar hatta suikastlar yapılıp, çatışma ortamı hazırlanacaktır. Bize düşen hazır olmaktır. Savaşmak için değil, savaşa engel olmak için! Elbette savaş çıkarsa cephemiz belli ve nettir. Al Yıldızlı Bayrağı, Cumhurbaşkanını, Hükümeti korumak adına her şeyi yapmaya her zaman hazırız. Ancak işlerin kontrolden çıkmasına engel olabilecek güce de sahip değiliz.

Şimdi hedeflenen çok net! Doğuda pkk sempatizanlarını ayaklandırmak. Bunun karşısına bir sivil güç çıkmayacak. Bu ayaklanmanın karşısında büyükşehirlerde bombalar patlatarak, hem birliğin bozulması hem de ortamın gerilmesi, hatta hükümet yanlılarının sokaklardan korkarak çekilmesi sağlanacak. Oluşacak boşlukta üniversiteler de ortam gerilecek ve siyasi zeminli çatışmalar çıkartılacak. Bu hedeflenenlerin karşısında meclisin kapanmasını istemiyorum. Üniversitelerin özellikle büyükşehirler de açılmasını istemiyorum. Görünen köy kılavuz istemez. Önümüzde Suriye, Libya ve Mısır örneği var! Bu örnekleri görmezden gelmek bu vatana, bu bayrağa, bu Cumhurbaşkanına ihanettir.

Evet, zafer sözcüklerini başkalarını kullansın. Her şey bitti, normale döndük rahatlatmalarını devlet organları yapsın. Ancak ben genç bir vatandaşım. Siyasetle ilgileniyorum, tarih okuyorum, vatanımı, milletimi, bayrağımı seviyorum. İdealistim, Ülkülerim var. Yakın siyasi tarihe ilgiliyim, yaşanan kaosların ülkeye ne kadar zarar verdiğinin farkındayım. Doğmamış çocuklarımın daha da gelişmiş bir ülkede yaşaması için mücadele etmeliyim. Tehlike olabilecek durumları önceden görmek ve engel olmak, tarihin bana verdiği bir görevdir. Görevim gereği şuan fikirlerimi söylerim, kimse kulak asmaz da gün gelir dediklerim çıkarsa silah bulur, memleketimi, hükümetimi, bayrağımı korumak ve savunmak için kendimi ortaya atarım. Gündemi takip etmeyi bırakmayın, sağ kalın…

 

 

Print Friendly
YORUMLAR
Yukarı Çık