Haber

Beyza…

Beyza…
7 Aralık 2015

Böyle bir yazıya konu olma diye yazdım bundan önceki bütün yazılarımı. Mesleğe başladığım ilk günden bu yana sen bu kaderi yaşama diye haykırdım. Olmadı. Engel olamadım.

3 Aralık 2015 günü Kırıkkale’de BABASI tarafından vahşice öldürülmüş kız olarak tanıdık Beyza’yı..

Öldürülme nedeni erilliğimizin en tatminkâr yanını okşuyordu. NAMUS!

‘8 yerinden bıçaklanmış, inatla yaşama tutunmaya çalışınca leğene su doldurularak boğulmuş vaziyette’…

Son verilmişti hayatına. Katil malum, sebep tanıdıktı. Bir süre önce kaçtığı nişanlısından eve döndüğünde, babasının sızlayan ‘hassas’ namus değerleri…

Bizler tanıdığımızda çoktan ölmüştü Beyza.

Çocuktu Beyza.

Bilgisizliğimizin, aydınlanamamışlığımızın, kapalı zihinlerimizin; kısacası cehaletimize can suyu olan ne varsa, tepeden tırnağa bizi beslerken 16 yaşındaki Beyza’yı alıp götürmüştü.

Belleksiz, hafızasız bir toplumuz. Ancak acı kendimizin olduğu zaman açık olan duyularımız, başka acılara karşı tamamen kapalı.

Yanı başımızda olan fakat fersah fersah bizlerden uzak gördüğümüz Beyza’nın öyküsü, aslında gölgemiz olacak kadarda yakındı hayatlarımıza.

‘Kendimizin’ olmayan bu hayata, televizyonlarda gösterdikleri kadar üzüldük, gazetelerde yazdığı kadar ağladık.

Muhtemelen uzun sürecek hayat serüvenimize sığdıracaklarımız, bu kısacak hayattan daha önemliydi.

Hem zaten katil de gücü kudreti tartışmasız olan devletin elindeydi! Adına ne dersek diyelim. Din, gelenekler, bağnazlık, gerici töre, namus.. Beyza’nın ölümü ve onun korkunç şekli; sorgulamayı, eleştirmeyi, hesap sormayı becerememiş zihinlerimize bir eleştiridir esasen.

Yaşamayı hak etmeyecek kadar ‘günahkar’ idi Beyza’nın hayatı.. Ve biz saplandığımız günah çukurlarında, duyarlılığımızın yetersizliğini anlamak zorundayız.

Ya Beyza…

’Son’ ile yüz yüze kaldığı o an ne hissetmiştir acaba? Herkes için hayata doğru esen rüzgar, neden benim için yönünü ölüme doğru çevirdi demiş midir?

Mezar dedikleri o aşağılık namus çukuruna konulurken, kendisini kurtarması için hangi inanca dua etmiştir acaba?

Son bir kez Allah’a mı yoksa babasına mı yalvarmıştır?

Belki de dünyaya gelme sebebi babasının, canını alırken titremeyen elleri titretmiştir bedenini…

Henüz tanımaya başladığı genç kadınlığı, körpe bedeni, kim bilir hangi yarım kalmışlığın kederi ile gitti…

Üzgünüm Beyza…

Yüzün gibi nurla yat.

Print Friendly



Bir Yorum Yap


*





Haber
Bu Web Sitesi ÜN Ajans Tarafından Tasarlanmıştır.

Beyza…

Haber Giriş Tarihi: 7 Aralık 2015
Beyza…

Böyle bir yazıya konu olma diye yazdım bundan önceki bütün yazılarımı. Mesleğe başladığım ilk günden bu yana sen bu kaderi yaşama diye haykırdım. Olmadı. Engel olamadım.

3 Aralık 2015 günü Kırıkkale’de BABASI tarafından vahşice öldürülmüş kız olarak tanıdık Beyza’yı..

Öldürülme nedeni erilliğimizin en tatminkâr yanını okşuyordu. NAMUS!

‘8 yerinden bıçaklanmış, inatla yaşama tutunmaya çalışınca leğene su doldurularak boğulmuş vaziyette’…

Son verilmişti hayatına. Katil malum, sebep tanıdıktı. Bir süre önce kaçtığı nişanlısından eve döndüğünde, babasının sızlayan ‘hassas’ namus değerleri…

Bizler tanıdığımızda çoktan ölmüştü Beyza.

Çocuktu Beyza.

Bilgisizliğimizin, aydınlanamamışlığımızın, kapalı zihinlerimizin; kısacası cehaletimize can suyu olan ne varsa, tepeden tırnağa bizi beslerken 16 yaşındaki Beyza’yı alıp götürmüştü.

Belleksiz, hafızasız bir toplumuz. Ancak acı kendimizin olduğu zaman açık olan duyularımız, başka acılara karşı tamamen kapalı.

Yanı başımızda olan fakat fersah fersah bizlerden uzak gördüğümüz Beyza’nın öyküsü, aslında gölgemiz olacak kadarda yakındı hayatlarımıza.

‘Kendimizin’ olmayan bu hayata, televizyonlarda gösterdikleri kadar üzüldük, gazetelerde yazdığı kadar ağladık.

Muhtemelen uzun sürecek hayat serüvenimize sığdıracaklarımız, bu kısacak hayattan daha önemliydi.

Hem zaten katil de gücü kudreti tartışmasız olan devletin elindeydi! Adına ne dersek diyelim. Din, gelenekler, bağnazlık, gerici töre, namus.. Beyza’nın ölümü ve onun korkunç şekli; sorgulamayı, eleştirmeyi, hesap sormayı becerememiş zihinlerimize bir eleştiridir esasen.

Yaşamayı hak etmeyecek kadar ‘günahkar’ idi Beyza’nın hayatı.. Ve biz saplandığımız günah çukurlarında, duyarlılığımızın yetersizliğini anlamak zorundayız.

Ya Beyza…

’Son’ ile yüz yüze kaldığı o an ne hissetmiştir acaba? Herkes için hayata doğru esen rüzgar, neden benim için yönünü ölüme doğru çevirdi demiş midir?

Mezar dedikleri o aşağılık namus çukuruna konulurken, kendisini kurtarması için hangi inanca dua etmiştir acaba?

Son bir kez Allah’a mı yoksa babasına mı yalvarmıştır?

Belki de dünyaya gelme sebebi babasının, canını alırken titremeyen elleri titretmiştir bedenini…

Henüz tanımaya başladığı genç kadınlığı, körpe bedeni, kim bilir hangi yarım kalmışlığın kederi ile gitti…

Üzgünüm Beyza…

Yüzün gibi nurla yat.

Print Friendly

YORUMLAR



    Yukarı Çık