Haber

Yıl 2012; kazansaydık ligde kalırmışız!

Yıl 2012; kazansaydık ligde kalırmışız!
1 Nisan 2017

Yıl 2005.

Aykul kardeşlerin sahnede olduğu yıllardı.

Şaşalı sezon açılışları, İsmail YK konserleri ve çar-çaput transferlerin yılıydı.

Trilyonların havalarda uçtuğundan haberimiz yoktu.

Taraftar her zaman ki gibi kandırılıyordu.

Fenerli Kemalettin, Beşiktaşlı Rahim, Bulgar Apti, Altaylı Kenan ile ‘Süper Lig yolunu tutarız’ deniliyordu.

Takım bir anda fosilleşmiş, sözde yıldız futbolcularla donatılmıştı.

Aykul kardeşlere göre Kırıkkalespor ilkleri yaşıyordu. Basın toplantıları ile şaşalı yönetim ayakları yapılıyor, palavralar havalarda uçuşuyordu.

Herkesin konuştuğu ve ülke gündemine oturan Kırıkkalespor vardı.

Mutluyduk. Ancak sessiz çığlık derinlerden geliyordu.

Paf takımlarımız tıklım tıklım dolmuş, para basıyordu. Kırıkkaleli çocuklar takıma girmek için torpil arıyordu.

Paf takımlardan oyuncu fışkırıyor, gençler ağabeylerini örnek alıyordu.

19’luk Milli yıldızlarımız Hüseyin Kuday’ın keşfedilmesine 1 yıl, Lokman Akyıldız’ın keşfedilmesine 2,5 yıl vardı.

Düşünün ki Yasin Kapucu’nun, Mustafa Karakaya’ların 20’li yaşlarda bek’leri kapattığı yıllardı.

Ancak gençler yetersiz görülüyor, şampiyonluk naraları atılıp, tecrübeli yıldızlar(fosiller) transfer ediliyordu.

Fosiller sakatlık sendromuna yakalanmış, aldıkları paralar çar-çaput olmuştu.

Oysa ne gerek vardı fosillere… Biz bize yeterdik. Kendi evlatlarımız daha yürekli olacağını düşünmeliydiler. Ama düşünemediler, düşünmek istemediler.

Birilerinin derdi başkaydı.

Paralar döndürülmeli, gözler boyanmalıydı.

Öyle de oldu.

***

Sonra yıllar böyle devam etti.

Genç oyuncular bir bir elden uçuyordu.

Satışı yapılan oyuncuların paraları nereye gittiği belli değildi.

Taraftar hayal kırıklığına uğramış, beklentileri yok olmuştu.

Sportif başarısızlık memleketimin insanını yıldırmıştı.

‘Yönetim istifa’ sözleri Aykul’lara ilaç olmuştu. Ve kaçıp gittiler.

Futbol kültürü azalmaya başlamış, 2. Lige çıkma hayalleri başka bahara kalmıştı.

Yıllar yılları böyle kovaladı.

***

Yıl 2009-2010.

Borca sürüklenmiş ve adeta sömürülmüş bir takımdık.

Kimine göre zor deplasman, kimine göre kolay lokma.

Takım şehrin adını taşıyordu taşımasına da, üvey evlat muamelesi gördüğü yılların başlangıcıydı.

Malum Aykul kardeşlerin en büyük hatırası koyulmuştu önümüze…

O zamanlar parasızlık vardı.

Taraftarlar yıllanmış alışkanlığını devam ettiriyor, Fikret Karabudak’ın arkasındaki ağaçlardan maç izliyordu.

Takım da parasızlık meyletmiş, sadece iddia gelirleri ile ayakta durmaya çalışıyordu.

Pat! Transfer yasağı konuldu.

Artık mevcut kadro oyuncuları takımda tutulmaya çalışılıyordu.

Fakat oyuncular bir bir yuvadan uçuyor, ikna edilemiyordu.

Diğer yandan federasyon şikayetleri belimizi büküyor, fırtına da kalmış kayık gibi sallanıyorduk.

Temlikler sıraya girmiş, aç kurtlar tarafından kemiriliyorduk.

Paf takımdan çıkacak oyuncularla birlikte Ankara’nın arka bahçesinden keşfedilmiş devşirme futbolculara umut bağlamıştık.

Ahmet Böyter’in takla attığı yılları devirmiş, Lokman Akyıldız, Cemil Adıcan, Erdi Zengin, Özkan Yaşar gibi genç yetenekleri elimizden kaçırmıştık.

Genç yıldızlar Kırıkkalespor’dan kurtulmak için gün sayıyor, sözleşmesinin bitmesini bekliyordu.

Harun Aydoslu’nun çırpındığı yıllardı.

Yaz aylarında seçmeler yapılıyor, oyuncu avlanıyordu.

Abdullah Sönmez, Metehan Andaç Özlü, Orhan Gazi Kelce bunlardan bazılarıydı.

Başarılı da olduk.

Ta kii amatöre kadar.

***

Yıl 2011.

2010-2011 sezonu büyük bir çabayla atlatılmış ve kümede kalmıştık.

Takımda müthiş arkadaşlık bağı vardı. Gruplaşma veya kuyu kazma yoktu.

Yeni sezon başlamıştı.

2 yıldır transfer yasağı olan ve futbolcusuna para veremeyen bir kulüp olmuştuk.

Hatta iddia gelirlerimize de el konulmuştu.

Kurban bayramından bir gün önce galip gelip, prim alamadığı için memleketine gidemeyen futbolcularımız olmuştu.

Abartmıyorum 50 TL bayram harçlığı dağıtılmıştı.

Nasıl da bu duruma düşmüştük, hayret vericiydi.

Fenerli Alex’ten sonra Türkiye liglerinde en çok gol atan Mustafa Ünver takımın yıldızıydı. 22 gol atmış ve takımı sırtlamıştı.

Fakat sezon sonu sözleşme yenilenmedi ve Buğsaşspor’a kaptırıldı.

Takım o kadar gençti ki, Halit Ekinci haricinde 24 yaş üstü oyuncu yoktu.

Kulübün borçları belimizi büküyor, genç yıldızlar bir bir kayıyordu.

Adam eksiltmesi ile taraftarın sevgilisi haline gelen Metehan sezon başında, Sansar Orhan da sezon arasında maddi imkanlar iyileştirilmesi için satılmıştı.

Büyük sıkıntılarla 2011-2012 sezonu devam ediyordu.

Maçlar 80-90 kişilik taraftara oynanmaya başlamıştı.

Kırıkkale’yi dolandıran Fİ-YAPI, 50 bin TL vererek göğüs reklamı yaptırmıştı.

Adamlar Kırıkkale’den trilyon kaldırdı, takıma da ‘küçük altın’ misali 50 bin TL verdi.

Düşünün takım o derece kötü durumdaydı.

Başkan Ali Koç Uzel oğlu için ihale peşinde koşuyor, yönetim kurulu bir birine giriyordu. Takım üst üste maç kaybediyor, Başkan Uzel’de futbolculara sövüyordu.

Topçular para alamıyor ancak kimsenin de gıkı çıkmıyordu.

45 yıllık mazisi ile koca çınar Kırıkkalespor küme düşmemeye oynuyordu.

Ligin bitimine 4 hafta kalmıştı, 34 puanımız vardı.

4 takımın düştüğü ligde 15. sıradaydık.

O haftaya kadar 7 maçta 4 galibiyet, 2 beraberlik, 1 mağlubiyet almıştık.

Lige tutunacağımızın parıltısı vardı.

Ancak yine birileri boş durmuyordu.

***

Son 4 maçta sadece 1 galibiyetin bizi kurtaracağını tahmin etmiyorduk.

Fakat futbolcularda takat kalmamış, artık 15 kişilik kadro ile maça çıkıyorduk.

Her hafta düşenler çıkanlar değişiyor ve biz her hafta yeniliyorduk.

Dost sandığımız Kırıkhan bile bizi yenmeye geliyordu.

Gebze primleri uçuşturuyordu.

Son maç Hacettepe ile Ankara Yenimahalle Stadındaydı.

Tek golle galibiyetin bizi ligde bırakacağını bilmiyorduk.

2-0 kaybettik ve amatöre düştük.

Futbolcular sahada yıkılmış, taraftarlar tribünde ağlıyordu.

Sadece gözyaşı ve acı vardı.

Kimse tepki vermiyor, ‘yazık oldu’ edasıyla tribünleri terk ediyordu.

(Şu satıları yazarken bile titriyorum.)

Herkes ağlıyordu. Hıçkırıklar boğazımıza düğümlenmiş, haykırmak istiyorduk.

Arkamıza baka baka memlekete döndük.

Kimlerin suçuydu bu? Kimler reva gördü bize bunları?

Yıllarca bunu sorguladık.

***

Sonra 4 yıl geçti aradan.

Bütün Kırıkkale sanki yeniden doğar gibi bir araya geldi.

Mutluyduk.

Türk Metal Sendikası’nın desteği ile Türk Metal Kırıkkalespor 3. Lige çıktı.

Şehrin takımı yeniden profesyonel lige kavuştu.

Kavuştu ancak ne şampiyonluğu kutlayabildik, ne de bir daha bir araya gelebildik.

Takımda yönetimler değişti, kayyumlar atandı, hocalar değişti, 40’a yakın oyuncu transfer edildi…

Belki 3-4 trilyon para harcandı.

Şampiyon olmamız gerekirken, küme düşmemeye oynuyoruz.

Matematiksel olarak düşmedik ama durum çok vahim.

***

Şimdi sözlerim bu takımda ki herkese.

Bize bir daha küme düşme acısını yaşatmayın!

Ligin sonunda “Kalan 5 maçı kazansaydık, ligde kalırmışız” sözünü söyletmeyin!

Allah için formanın hakkını verin! Aldığınız paranın hakkını verin!

Bu şehrin futbol geleceği sizin elinizde…

2010-2012 yıllarında ki takım ruhunu ve yüreğini ortaya koyun yeter.

Düşersek te yüreğimizle, adam gibi düşelim.

Elbet çıkarız bir gün!

Düştüysek kalkmasını da biliriz elbet.

Print Friendly



Bir Yorum Yap

2 × one =

*





Haber
Bu Web Sitesi ÜN Ajans Tarafından Tasarlanmıştır.

Yıl 2012; kazansaydık ligde kalırmışız!

Haber Giriş Tarihi: 1 Nisan 2017
Yıl 2012; kazansaydık ligde kalırmışız!

Yıl 2005.

Aykul kardeşlerin sahnede olduğu yıllardı.

Şaşalı sezon açılışları, İsmail YK konserleri ve çar-çaput transferlerin yılıydı.

Trilyonların havalarda uçtuğundan haberimiz yoktu.

Taraftar her zaman ki gibi kandırılıyordu.

Fenerli Kemalettin, Beşiktaşlı Rahim, Bulgar Apti, Altaylı Kenan ile ‘Süper Lig yolunu tutarız’ deniliyordu.

Takım bir anda fosilleşmiş, sözde yıldız futbolcularla donatılmıştı.

Aykul kardeşlere göre Kırıkkalespor ilkleri yaşıyordu. Basın toplantıları ile şaşalı yönetim ayakları yapılıyor, palavralar havalarda uçuşuyordu.

Herkesin konuştuğu ve ülke gündemine oturan Kırıkkalespor vardı.

Mutluyduk. Ancak sessiz çığlık derinlerden geliyordu.

Paf takımlarımız tıklım tıklım dolmuş, para basıyordu. Kırıkkaleli çocuklar takıma girmek için torpil arıyordu.

Paf takımlardan oyuncu fışkırıyor, gençler ağabeylerini örnek alıyordu.

19’luk Milli yıldızlarımız Hüseyin Kuday’ın keşfedilmesine 1 yıl, Lokman Akyıldız’ın keşfedilmesine 2,5 yıl vardı.

Düşünün ki Yasin Kapucu’nun, Mustafa Karakaya’ların 20’li yaşlarda bek’leri kapattığı yıllardı.

Ancak gençler yetersiz görülüyor, şampiyonluk naraları atılıp, tecrübeli yıldızlar(fosiller) transfer ediliyordu.

Fosiller sakatlık sendromuna yakalanmış, aldıkları paralar çar-çaput olmuştu.

Oysa ne gerek vardı fosillere… Biz bize yeterdik. Kendi evlatlarımız daha yürekli olacağını düşünmeliydiler. Ama düşünemediler, düşünmek istemediler.

Birilerinin derdi başkaydı.

Paralar döndürülmeli, gözler boyanmalıydı.

Öyle de oldu.

***

Sonra yıllar böyle devam etti.

Genç oyuncular bir bir elden uçuyordu.

Satışı yapılan oyuncuların paraları nereye gittiği belli değildi.

Taraftar hayal kırıklığına uğramış, beklentileri yok olmuştu.

Sportif başarısızlık memleketimin insanını yıldırmıştı.

‘Yönetim istifa’ sözleri Aykul’lara ilaç olmuştu. Ve kaçıp gittiler.

Futbol kültürü azalmaya başlamış, 2. Lige çıkma hayalleri başka bahara kalmıştı.

Yıllar yılları böyle kovaladı.

***

Yıl 2009-2010.

Borca sürüklenmiş ve adeta sömürülmüş bir takımdık.

Kimine göre zor deplasman, kimine göre kolay lokma.

Takım şehrin adını taşıyordu taşımasına da, üvey evlat muamelesi gördüğü yılların başlangıcıydı.

Malum Aykul kardeşlerin en büyük hatırası koyulmuştu önümüze…

O zamanlar parasızlık vardı.

Taraftarlar yıllanmış alışkanlığını devam ettiriyor, Fikret Karabudak’ın arkasındaki ağaçlardan maç izliyordu.

Takım da parasızlık meyletmiş, sadece iddia gelirleri ile ayakta durmaya çalışıyordu.

Pat! Transfer yasağı konuldu.

Artık mevcut kadro oyuncuları takımda tutulmaya çalışılıyordu.

Fakat oyuncular bir bir yuvadan uçuyor, ikna edilemiyordu.

Diğer yandan federasyon şikayetleri belimizi büküyor, fırtına da kalmış kayık gibi sallanıyorduk.

Temlikler sıraya girmiş, aç kurtlar tarafından kemiriliyorduk.

Paf takımdan çıkacak oyuncularla birlikte Ankara’nın arka bahçesinden keşfedilmiş devşirme futbolculara umut bağlamıştık.

Ahmet Böyter’in takla attığı yılları devirmiş, Lokman Akyıldız, Cemil Adıcan, Erdi Zengin, Özkan Yaşar gibi genç yetenekleri elimizden kaçırmıştık.

Genç yıldızlar Kırıkkalespor’dan kurtulmak için gün sayıyor, sözleşmesinin bitmesini bekliyordu.

Harun Aydoslu’nun çırpındığı yıllardı.

Yaz aylarında seçmeler yapılıyor, oyuncu avlanıyordu.

Abdullah Sönmez, Metehan Andaç Özlü, Orhan Gazi Kelce bunlardan bazılarıydı.

Başarılı da olduk.

Ta kii amatöre kadar.

***

Yıl 2011.

2010-2011 sezonu büyük bir çabayla atlatılmış ve kümede kalmıştık.

Takımda müthiş arkadaşlık bağı vardı. Gruplaşma veya kuyu kazma yoktu.

Yeni sezon başlamıştı.

2 yıldır transfer yasağı olan ve futbolcusuna para veremeyen bir kulüp olmuştuk.

Hatta iddia gelirlerimize de el konulmuştu.

Kurban bayramından bir gün önce galip gelip, prim alamadığı için memleketine gidemeyen futbolcularımız olmuştu.

Abartmıyorum 50 TL bayram harçlığı dağıtılmıştı.

Nasıl da bu duruma düşmüştük, hayret vericiydi.

Fenerli Alex’ten sonra Türkiye liglerinde en çok gol atan Mustafa Ünver takımın yıldızıydı. 22 gol atmış ve takımı sırtlamıştı.

Fakat sezon sonu sözleşme yenilenmedi ve Buğsaşspor’a kaptırıldı.

Takım o kadar gençti ki, Halit Ekinci haricinde 24 yaş üstü oyuncu yoktu.

Kulübün borçları belimizi büküyor, genç yıldızlar bir bir kayıyordu.

Adam eksiltmesi ile taraftarın sevgilisi haline gelen Metehan sezon başında, Sansar Orhan da sezon arasında maddi imkanlar iyileştirilmesi için satılmıştı.

Büyük sıkıntılarla 2011-2012 sezonu devam ediyordu.

Maçlar 80-90 kişilik taraftara oynanmaya başlamıştı.

Kırıkkale’yi dolandıran Fİ-YAPI, 50 bin TL vererek göğüs reklamı yaptırmıştı.

Adamlar Kırıkkale’den trilyon kaldırdı, takıma da ‘küçük altın’ misali 50 bin TL verdi.

Düşünün takım o derece kötü durumdaydı.

Başkan Ali Koç Uzel oğlu için ihale peşinde koşuyor, yönetim kurulu bir birine giriyordu. Takım üst üste maç kaybediyor, Başkan Uzel’de futbolculara sövüyordu.

Topçular para alamıyor ancak kimsenin de gıkı çıkmıyordu.

45 yıllık mazisi ile koca çınar Kırıkkalespor küme düşmemeye oynuyordu.

Ligin bitimine 4 hafta kalmıştı, 34 puanımız vardı.

4 takımın düştüğü ligde 15. sıradaydık.

O haftaya kadar 7 maçta 4 galibiyet, 2 beraberlik, 1 mağlubiyet almıştık.

Lige tutunacağımızın parıltısı vardı.

Ancak yine birileri boş durmuyordu.

***

Son 4 maçta sadece 1 galibiyetin bizi kurtaracağını tahmin etmiyorduk.

Fakat futbolcularda takat kalmamış, artık 15 kişilik kadro ile maça çıkıyorduk.

Her hafta düşenler çıkanlar değişiyor ve biz her hafta yeniliyorduk.

Dost sandığımız Kırıkhan bile bizi yenmeye geliyordu.

Gebze primleri uçuşturuyordu.

Son maç Hacettepe ile Ankara Yenimahalle Stadındaydı.

Tek golle galibiyetin bizi ligde bırakacağını bilmiyorduk.

2-0 kaybettik ve amatöre düştük.

Futbolcular sahada yıkılmış, taraftarlar tribünde ağlıyordu.

Sadece gözyaşı ve acı vardı.

Kimse tepki vermiyor, ‘yazık oldu’ edasıyla tribünleri terk ediyordu.

(Şu satıları yazarken bile titriyorum.)

Herkes ağlıyordu. Hıçkırıklar boğazımıza düğümlenmiş, haykırmak istiyorduk.

Arkamıza baka baka memlekete döndük.

Kimlerin suçuydu bu? Kimler reva gördü bize bunları?

Yıllarca bunu sorguladık.

***

Sonra 4 yıl geçti aradan.

Bütün Kırıkkale sanki yeniden doğar gibi bir araya geldi.

Mutluyduk.

Türk Metal Sendikası’nın desteği ile Türk Metal Kırıkkalespor 3. Lige çıktı.

Şehrin takımı yeniden profesyonel lige kavuştu.

Kavuştu ancak ne şampiyonluğu kutlayabildik, ne de bir daha bir araya gelebildik.

Takımda yönetimler değişti, kayyumlar atandı, hocalar değişti, 40’a yakın oyuncu transfer edildi…

Belki 3-4 trilyon para harcandı.

Şampiyon olmamız gerekirken, küme düşmemeye oynuyoruz.

Matematiksel olarak düşmedik ama durum çok vahim.

***

Şimdi sözlerim bu takımda ki herkese.

Bize bir daha küme düşme acısını yaşatmayın!

Ligin sonunda “Kalan 5 maçı kazansaydık, ligde kalırmışız” sözünü söyletmeyin!

Allah için formanın hakkını verin! Aldığınız paranın hakkını verin!

Bu şehrin futbol geleceği sizin elinizde…

2010-2012 yıllarında ki takım ruhunu ve yüreğini ortaya koyun yeter.

Düşersek te yüreğimizle, adam gibi düşelim.

Elbet çıkarız bir gün!

Düştüysek kalkmasını da biliriz elbet.

Print Friendly

YORUMLAR



    Yukarı Çık