Cezasızlık Algısı ve Beklenen Adalet
Son dönemde sokakta, esnaf sohbetlerinde ya da sosyal medya akışlarında en çok karşılaştığımız kelime muhtemelen “adalet”. Daha doğrusu; toplumsal huzuru sağlayan kurallara, asayişin “berkemal” oluşuna duyulan o derin özlem. Yasaların kağıt üzerindeki ağırlığı ile sokaktaki karşılığı arasındaki makas açıldıkça, tehlikeli bir kavram hayatımızın merkezine yerleşiyor: Cezasızlık algısı.
Bir hukuk sisteminin en büyük gücü, cezanın sadece büyüklüğü değil; kesinliği ve kaçınılmazlığıdır. Suç işleme eğiliminde olan bir kişi “Nasıl olsa bir şey olmaz” diye düşünübiliyorsa; hapse girdiğinde kendisini terbiye etmesi gereken ebeveynleri arkasından “Aslan kafeste besleniyor” diyebiliyorsa, orada caydırıcılıktan bahsetmek imkansız hale gelir. Aklı başında olan herkesin ortak şikayeti tam olarak bu. Bu noktada hükümetin, trafik cezalarının caydırıcılığını olması gereken seviyeye yaklaştırma kararını son derece yerinde buluyorum.
Sokağın Çelişkisi: Trafik Cezaları ve Kamuoyu
Son dönemde trafik cezalarında yaşanan ciddi artışlar, caydırıcılık ve adalet dengesinin kamuoyunda nasıl farklı yorumlandığını çok net gösteriyor. Bu artışlar sokakta iki farklı yankı buldu:
• “Trafik Canavarlarına Karşı Şart” Diyenler: Toplumun bir kesimi, kuralsızlığın ve trafikteki şiddetin önüne ancak ağır yaptırımlarla geçilebileceğini savunuyor. Onlara göre yüksek cezalar, can güvenliği için en etkili caydırıcı unsur.
• “Bütçe Kaynağı mı, Adalet mi?” Şüphesi: Diğer kesim ise bu artışları kuralları oturtmaktan ziyade ekonomik bir yük olarak görüyor. Özellikle denetimlerin her yerde eşit yapılmadığı, “herkesin değil, sadece radara yakalananın” ceza yediği algısı, cezaların adalet duygusundan çok bir ceza mekanizmasına dönüştüğü eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Avrupa Standartları: Kurallar Neden İşliyor?
Peki, sistemlerine gıptayla baktığımız Avrupa ülkelerinde bu işler nasıl yürüyor? Batı’da kurallara uyulmasının temel sebebi, ihlallerin “basit bir kabahat” olarak görülmeyip doğrudan ağır adli ve mali sonuçlar doğurmasıdır. Birkaç somut örnek vizyon farkını netleştiriyor:
• Polisin “Dur” İhtarına Uymamak (Fransa): Doğrudan adli suçtur (Refus d’obtempérer). 2 yıla kadar hapis ve 15.000 Avro para cezası verilir. Kaçarken başkalarının canı tehlikeye atılırsa ceza 5 yıl hapis ve 75.000 Avro’ya yükselir.
• Sokakta Gürültü Yapmak / Huzuru Bozmak (Fransa & Almanya): Fransa’da 68 Avro’dan başlayıp 450 Avro’ya varan cezalar kesilir. Almanya’da ise pazar günleri veya gece saatlerinde kuralları sistematik ihlal etmenin yasal üst sınırı 5.000 ila 50.000 Avro arasındadır.
• Trafikte Yol Kesmek / Aracı Sıkıştırmak (Almanya): Yakın takip veya yol kesme “Zorlama/Sıkıştırma” (Nötigung) suçu sayılır. Sürücüye 3 yıla kadar hapis veya ağır adli para cezası verilir, ehliyetine el konulur.
• Yol Kesip Sürücüyü Darp Etmek (Almanya): “Zorlama” ve “Kasten Yaralama” suçlarının birleşimidir. Basit darp için bile 5 yıla kadar hapis istenir. Saldırı araçla (yolu keserek) yapıldıysa “tehlikeli yaralama” kapsamına girer ve cezası 6 aydan 10 yıla kadar hapistir.
Trafik Canavarından “Trafik Zorbasına”
Görüldüğü üzere sıradan bir vatandaşın trafikteki tek bir hatasıyla, maganda davranışları sergileyenlerin aldığı cezalar arasında net bir terazi var. Bizde ise ağır suçlar infaz sistemindeki esneklik yüzünden cezasız kalıyormuş hissi yaratırken, cezaların sadece kurallara uymaya çalışan vatandaşa yansıması toplumdaki adalet terazisine olan güveni zedeliyor.
Ailesinden çok sayıda kişiyi trafik kazasında kaybetmiş biri olarak iyi hatırlarım; 90’lı yılların kabusunun adı “trafik canavarı” idi. Şehirlerarası yolların daha iyi hale gelmesiyle kaza oranları düştü ancak şimdi de yollar adeta bir toplumsal cinnet alanına dönüştü. Trafik canavarları, yerini “trafik zorbalarına” bıraktı. Nüfuzunu, parasını, kalabalık ailesini veya akrabalarını göstererek karşısındakini zorbalama yeri artık şehir içindeki caddeler oldu. Ambulansın önünü kesip “İçinde gerçekten hasta var mı bakacağım” diyen bir canlı türüne, dünyanın başka bir yerinde rastlayan olmuş mudur?
Hatırlayanlar olacaktır; önünü kesip zorbalık yapanı kameraya çekerek sosyal medyada ifşa etme geleneğini ilk başlatan hamile bir anne adayıydı. İsmi sonradan mahkemelik olan meşhur bir tatlı şirketinin iki sahibi tarafından önü kesilen, aynaları kırılan, camları yumruklanan ve hakarete uğrayan o aileyi unutmadık. Olay esnasında sabırlı ve sakin kalmayı başarabilen kadının kocası eğer araçtan inmiş olsaydı, muhtemelen bugün ya hayatta değildi ya da ağır yaralıydı. O zorbalar hiç ummadıkları cezalar aldılar ve piyasadan silindiler. Sonrasında yol kesmenin cezası da artırılınca bu zorbalıklar hissedilir miktarda azaldı.
Demek ki neymiş? Adilane uygulanan cezalar önemli ve gereklidir. Mesele bu cezaların “ama”sız, “fakat”sız, hak eden herkese eşit miktarda uygulanmasıdır.
Geleceğe Dair Ümit ve Beklentiler
Burada Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek ve İçişleri Bakanımız Sayın Mustafa Çiftçi’yi tebrik etmek gerek. Kamu nüfuzunun kötüye kullanılması nedeniyle geçmişte rafa kaldırılan cinayetlerin üzerine gidilmesinde sergiledikleri cesaret hepimizi ümitlendirdi. Ancak çözüm bekleyen daha birçok sorunumuz var.
Nice fedakarlıklarla vatan edinilen bu topraklarda; çocuklarımızın başıboş sokak köpeklerine yem olmadığı, akran zorbalığına maruz kalmadığı bir ülkede yaşamaya hakkı var. Trafikte herkesin huzurla seyir halinde olduğu, mağdurun hakkını devletin koruduğu bir yurtta yaşamaya hepimizin hakkı var. Bunun için de sadece kanunlara değil, kuvvetli bir toplumsal farkındalığa ve tavizsiz bir adalet iradesine ihtiyacımız var.
Yazı bu haliyle hem bilgilendirici hem de çok güçlü bir “birlik ve adalet” mesajıyla bitiyor. “Cezasızlık Algısı ve Beklenen Adalet – I” başlığını seçtiğinize göre bu bir yazı dizisi olacak. İkinci yazı için kafanızda belirlediğiniz bir alt başlık ya da odak noktası var mı?











