Keskin ilçesinde bulunan ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Kuvayi Milliye’nin önemli mühimmat merkezlerinden biri olarak faaliyet gösteren tarihi fişekhane, bugün kaderine terk edilmiş halde ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde kritik görevler üstlenen Keskin, yalnızca cepheye mühimmat sağlayan üretim merkeziyle değil, Milli Mücadele’nin kaderini değiştiren Kuvayi Milliye faaliyetleriyle de dikkat çekiyor. Ancak tarihi kaynaklarda önemli bir yere sahip olan bu mirasın bugün yeterince korunmadığı ifade ediliyor.
TOPRAKLARDA SADECE MERMİ DEĞİL, DİRENİŞ ÜRETİLDİ
Kırıkkale’nin Keskin ilçesinde bulunan tarihi fişekhane, Kurtuluş Savaşı yıllarında Kuvayi Milliye’ye mühimmat sağlayan kritik merkezlerden biri haline geldi. Dışarıdan bakıldığında eski bir Anadolu konağını andıran yapı, 1920’li yılların yokluk günlerinde adeta direnişin kalbi oldu. Cepheye gidemeyen yaşlılar…
Genç kadınlar…
Çocuklar… Sabahlara kadar bu binanın içinde çalıştı. Boş kovanlar yeniden dolduruldu.
Fişekler hazırlandı.
Bombalar üretildi. Kadınların nasırlı ellerinde yeniden hayat bulan her mermi, bağımsızlığın kurşunu olarak cepheye gönderildi. Keskin halkı o günlerde yalnızca bir bina ayakta tutmuyordu…
Bir milletin umudunu yaşatıyordu.

CUMHURİYET YOLUNDAKİ EN BÜYÜK ENGELİ KESKİNLİLER KALDIRDI
Ancak Keskin’in Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü yalnızca mühimmat üretmekle sınırlı değildi. Milli mücadelenin en kritik dönemeçlerinden birinde, Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’da güç kazanmasının önündeki en büyük engellerden biri yine Keskinli Kuvvacılar tarafından kaldırıldı. O dönem Ankara Valisi Muhittin Paşa, İstanbul Hükümeti adına hareket ediyor ve milli harekete karşı duran önemli isimlerden biri olarak görülüyordu. İşte tam bu noktada Keskin’in Kevenli Köyü’nden Hacı K. Mehmet Atakul ile Hamitli Rıza Bey öncülüğündeki Kuvayi Milliye müfrezeleri harekete geçti. Keskinli Kuvvacılar, Muhittin Paşa’yı derdest ederek Mustafa Kemal Atatürk’e teslim etti. Bu olay yalnızca bir yakalama değildi… Bu müdahale;
Ankara’nın milli mücadelenin merkezi haline gelmesinin,
Mustafa Kemal’in Ankara’da hâkimiyet kurmasının,
Ve Cumhuriyet yolunun açılmasının en önemli adımlarından biri oldu.
MKE’NİN KIRIKKALE’DE OLMASI TESADÜF DEĞİL
Fişekhane yalnız değildi… Bölgedeki Kıbrithane ile birlikte bu yapılar, Cumhuriyet’in savunma sanayi altyapısının temel taşlarını oluşturdu. Bugün Makina ve Kimya Endüstrisi’nin Kırıkkale’de bulunması da sıradan bir tercih değil.
Bu şehrin savunma sanayi geçmişi, Kurtuluş Savaşı yıllarında Keskin’de yakılan o üretim ruhuna dayanıyor. Fişekhane’den başlayan mücadele;
Bugün MKE fabrikalarına uzanan tarihi bir devamlılığın simgesi. Yani Kırıkkale’de kurulan mühimmat ve savunma sanayi tesislerinin temelinde, o dönemde Keskin’de verilen mücadele ve üretim kültürü yatıyor. Tam da bu yüzden artık Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nun bu tarihi mirasa sahip çıkması gerekiyor.
MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI ARTIK EL ATMALI
Bugün tarihi fişekhane kaderine terk edilmiş durumda… Kapıları kırılmış…
Duvarları çatlamış…
Bacaları çökmüş…
Restorasyonu yarım bırakılmış halde sessizce yok olmayı bekliyor. Bu tablo artık yalnızca bir ihmal değil, Cumhuriyet hafızasına karşı büyük bir vefasızlığa dönüşmüş durumda. Milli Savunma Bakanlığı artık bu duruma müdahale etmelidir. Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu öncülüğünde tarihi fişekhane aslına uygun şekilde restore edilmeli ve Milli Mücadele Müzesi’ne dönüştürülmeli. Çünkü bu bina sıradan bir yapı değil… Bu bina;
Kurtuluş Savaşı’nın cephane damarıdır.
Cumhuriyet’in üretim hafızasıdır.
Kırıkkale savunma sanayisinin doğduğu yerdir. Bugün MKE’nin sahip olduğu köklü geçmişin temel taşlarından biri Keskin’deki bu fişekhanedir. Eğer

bugün o duvarlar çürümeye terk edilirse, aslında Cumhuriyet’in kuruluş hafızası da sessizce yok edilmiş olacaktır.
ATALARIN KEMİKLERİ SIZLIYOR
Bugün ne Keskin hak ettiği değeri görüyor…
Ne Hacı K. Mehmet Atakul ne Hamitli Rıza Bey nede Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanı Müftü Sadık Cönger gerektiği gibi anlatılıyor…
Ne de Kurtuluş Savaşı’nın can damarı olan fişekhane korunabiliyor… Oysa bu yapı müze olmayı hak ediyor. Çünkü bu bina sadece taş duvarlardan ibaret değil. Bu bina;
Kadınların alın teri,
Çocukların umudu,
Yaşlıların fedakârlığı,
Ve Cumhuriyet uğruna verilen mücadelenin hafızasıdır. Bugün o kahramanların torunları sessiz olabilir… Ancak geçmişin bu önemli mirasının ihmal edilmesi, tarihî sorumluluğun yeterince yerine getirilmediğini göstermektedir. Çünkü Cumhuriyet’i kuranların hatıraları unutuldukça, bu millet kendi geçmişini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır tarihi fişekhane kaderine terk edildi.















