İnsan Epstein dosyalarını okudukça rahmetli MHP ‘li eski Sağlık bakanı Osman Durmuşa rahmet okumadan geçemiyor.
Türkiye bazen bazı insanları söylediklerini anlamadan yargılar. Bazen de yıllar sonra dönüp şu soruyu sormak zorunda kalır:
“Acaba o gün küçümsediğimiz uyarılar, bugün yaşadıklarımızın habercisi miydi?”
Osman Durmuş, tam da bu sorunun merkezinde duran bir isimdir.
1999 Marmara Depremi sonrası Amerikan hastane gemisinin Türkiye’ye alınmaması kararı yıllarca “yardım karşıtlığı” diye sunuldu. Oysa mesele yardım değildi; mesele egemenlikti, güvenlikti, devlet refleksiydi. Durmuş’un derdi bayrağı indirmek değil, bayrağın altını boşaltmamaktı.
Aynı devlet refleksini Oktar Babuna üzerinden yürütülen ve ülke genelinde milyonlarca insandan kan örneği toplanmasına yol açan süreçte de gösterdi. Herkes alkışlarken o sordu:
“Bu biyolojik veriler nereye gidiyor? Kim kontrol ediyor? Yarın ne olacak?”
Bu sorular o gün alay konusu edildi. Bugün ise kimse bu örneklerin akıbetine dair kamuoyunu tatmin eden net bir açıklama yapamıyor.
Domuz gribi aşıları konusunda da benzer bir duruş sergiledi. Bilime değil, aceleye itiraz etti. Sağlığa değil, denetimsizliğe karşı çıktı. Ama yine hedef tahtasına kondu. Oysa onun derdi aşı değil; sürecin şeffaflığı, denetimi ve uzun vadeli sonuçlarıydı.
Osman Durmuş’un sorunu hiçbir zaman bilimle, yardımla ya da insan hayatıyla olmadı.
Onun sorunu, devlet reflekslerini törpüleyen her yaklaşımla oldu.
Bugün ne konuşuyoruz?
Gıda güvenliği…
Biyolojik verilerin korunması…
Yerli tohum…
Sağlıkta stratejik bağımlılık…
Genetik ve dijital güvenlik…
Yani Osman Durmuş’un 20 yıl önce işaret ettiği başlıkları.
O gün “komplo” denilen meseleler, bugün devlet politikası.
O gün “marjinal” denilen uyarılar, bugün strateji belgesi konusu.
Demek ki mesele, Osman Durmuş’un haklı olup olmaması değil.
Mesele, neden onu o gün ciddiye almadığımızdır.
Çünkü bu ülkede bazen insanlar, doğruları erken söyledikleri için yalnız bırakılır. Doğruyu zamanında söylemek değil; doğruyu kalabalıkla birlikte söylemek makbul sayılır.
Osman Durmuş kalabalıkların değil, devlet aklının adamıydı.
Siyasi bedel ödemeyi göze aldı ama devlet refleksinden vazgeçmedi.
Kolay olanı değil, doğru olanı savundu.
Bugün onu rahmetle anıyoruz, mekânı cennet olsun.
Ancak asıl yapılması gereken, onu bir polemik figürü olarak hatırlamak değil; neden bu ülkenin, zamanın önünde konuşanları zamanında dinlemediğini sorgulamaktır.
Çünkü devlet aklı, günü kurtaran değil; geleceği gözeten akıldır.
Osman Durmuş geleceği gözetti.
Biz ise onu anlamakta geciktik.
Ragıp Cihat Mencet
Haber71 ve Kent Gazetesi İmtiyaz Sahibi










